Nafaka

TEDBİR, YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKASINA

HIZLI BİR BAKIŞ

Özellikle son yıllarda boşanma davalarının sayısında görülen artış, ‘nafaka’yı, Medeni Hukuk’un diğer tüm konularından daha çok ilgi duyulan, daha çok merak edilen ve araştırılan bir konu haline getirdi.

Mehmet ÇAKIR*

Türkiye mevzuatında nafaka, genel itibariyle bakım nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılabilir.

Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK.) 364, 365 ve 366. maddelerinde düzenlenmiştir. 364. maddeye göre, “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.”

Bakım nafakası ise tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç alt başlıkta incelenebilir. Biz, ancak kısa bir bilgilendirme olarak nitelendirilebilecek olan bu yazıda, boşanma davaları ve Aile Hukuku’na ilişkin diğer husumetlerde sıkça gündeme gelen ‘bakım nafakası’nı ele alacağız.

I- TEDBİR NAFAKASI

Genellikle, boşanma ve ayrılık davasında karşılaşılan tedbir nafakası, şartların oluşması halinde evlilik birliği devam ederken de dava konusu edilebilir. Bundan başka, birlikte yaşamaya ara verilmesi, evlilik birliğine karşı mutlak veya nisbi butlan davası açılması, evlat edinme ve Ailenin Korunmasına Dair Kanun çerçevesinde aile içi şiddet durumunda da tedbir nafakasına isteminde bulunulabilir. Biz, uygulamada daha çok anılmaları nedeniyle, sıraladığımız bu türlerden üçü hakkında bilgi vereceğiz: evlilik birliği devam ederken tedbir nafakası, boşanma ve ayrılık davasında tedbir nafakası ve aile içi şiddet durumunda tedbir nafakası.

TMK.’nın 201. maddesi uyarınca: “Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

Eşlerin yerleşim yerleri farklı ve her ikisi de önlem alınması isteminde bulunmuş ise, yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir.

Önlemlerin değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.”

A- Evlilik Birliği Devam Ederken İstenebilecek Tedbir Nafakas

TMK. 195. maddesinin ilk fıkrası uyarınca: “Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.” Buna göre, maddede açıkça ifade edildiği gibi, eşlerden birinin üzerine düşen sorumlulukları ihlal etmesi durumunda diğer eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir ve hâkim de aile birliğinin korunması amacıyla gerekli önlemleri alır. Bu önlemlerden biri de tedbir nafakasıdır.

Buradaki önemli hususlardan biri, TMK. m. 195/1’e dayanarak nafaka isteminde bulunulabilmesi için resmi bir evliliğin bulunması gerektiğidir. Başka bir deyişle, çift resmi nikâhla evlenmiş değilse (imam nikâhıyla evlilik veya evlilik dışı birlikte yaşam söz konusuysa) eşler, bu maddeden yararlanarak tedbir nafakası talebinde bulunamazlar.

TMK. m. 196/1’e göre, “Eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler.” Hâkim, bunu yaparken “eşin ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde karşılıksız çalışması” hususlarına dikkat eder. (TMK. m. 196/2) Maddenin üçüncü fıkrasında belirtildiği üzere, “bu katkılar, geçmiş bir yıl ve gelecek yıllar için istenebilir.” Maddenin bu üçüncü fıkrası, ailenin geçimi için uzun zamandan beri katkıda bulunmayan eşe karşı, davanın açıldığı tarihten itibaren geriye dönük bir yıllık katkının istenebilmesini de mümkün kıldığı için önemlidir.

Evlilik birliği dâhilinde ‘birlikte yaşam’ sürerken tedbir nafakasına ilişkin düzenleme bu şekildedir. TMK.’nın 197. maddesinde ise evlilik birliği devam ederken ‘birlikte yaşama’ ara verilmesi ele alınır. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Bu madde kapsamında hangi durumların haklı sebep teşkil ettiği ise maddenin ilk fıkrasında açıklanmıştır: “Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.” Bu koşullardan birinin varlığı halinde hâkim, dava tarihinden geçerli olmak üzere tedbir nafakasına hükmedebilir ve ayrı yaşamada haklılık devam ettiği sürece nafaka da devam eder. Boşanma ve ayrılık davası açılmadan, evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri tarafından herhangi bir sebeple ayrı yaşama hakkının doğduğu ispat edilmedikçe hâkim, istemde bulunan lehine tedbir nafakasına karar veremez.

Eş, ayrı yaşamada haklı olduğunu kanıtlayamazsa hâkim nafaka istemini reddeder. Ancak ayrı yaşamada haklı olunmaması çocuğa verilecek nafakayı etkilemez. Başka bir anlatımla hâkim, ayrı yaşama nedenini haksız görse de çocuk için nafakaya hükmedebilir.

Evlilik birliğini sürdürmek için müşterek konuta usulüne uygun olarak (TMK. m. 164) davet edilen eş, bu davete uymazsa daha sonraki tarihler için tedbir nafakası isteyemez. Çünkü eş, usulüne uygun davete icabet etmemekle ayrı yaşamadaki haklılığını kaybeder.

Evlilik birliği devam ederken başka bir erkekle evlilik dışı ilişki kuran kadın lehine de tedbir kararına hükmedilemez.

Taraflar, ekonomik ve sosyal şartların değişmesi halinde dava açarak nafakanın arttırılması veya azaltılmasına karar verilmesini talep edebilirler.

B- Boşanma Veya Ayrılık Davasında İstenebilecek Tedbir Nafakası

TMK. m. 169’a göre, “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.” Maddeden anlaşıldığı üzere, bu halde eşler istemde bulunmamış olsalar dahi, hâkim, davayı kimin açtığına bakmaksızın eş ve çocuklar için gereken önlemleri almak zorundadır.

Hâkim, ergin olmayan çocukların kimin yanında kaldıklarını araştırır ve çocuklar lehine dava tarihinden başlamak üzere ayrı ayrı nafakaya hükmeder.

Davanın devamı sırasında bir çocuk doğarsa bu müşterek çocuk için doğum tarihinden itibaren nafakaya karar verilir. Eğer çocuk, karardan sonra doğarsa ayrı bir dava açılarak nafaka talep edilmelidir.

Boşanma davasını açarken çocukları için nafaka talep etmemiş olan eş sonradan talepte bulunursa istek tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tedbir nafakasına hükmedilir.

Boşanma veya ayrılık davasının açılmasıyla eşlerin ayrı yaşama hakkı doğduğundan, hâkim, artık ayrı yaşamada haklılık aramaksızın, dava tarihi itibariyle tedbir nafakasına karar verir. Dava reddedilir ve red kararı kesinleşirse tedbir nafakası da sona erer. Red kararından sonra ayrı yaşamakta ısrar eden eş, ayrı yaşamada haklı olduğunu ispat etmedikçe tedbir nafakası alamaz. Boşanma davasının reddi halinde, davacı eşin kusurlu olduğu kabul edilir. Kusurlu eş, diğerini birlikte yaşamaya davet eder. Eğer bu daveti hiç yapmaz ya da samimi bir davette bulunmazsa diğer eşin, ayrı yaşamada haklı olduğu kabul edilir.

Dava görülmekte iken eşlerden biri nafaka isteminden feragat ederse artık o eş lehine tedbir nafakasına hükmedilemez. Feragat, feragat beyanının açıklandığı tarihe kadar olan dönemi kapsar ve geleceği etkilemez. Yine tedbir nafakası istemediğini açıkça beyan eden eş lehine de nafaka kararı verilemez.

Boşanma davası sürerken verilecek tedbir nafakasında kusurun önemi yoktur. Davalı eş kusurlu olsa dahi, tedbir nafakası almasına hükmedilebilir. Kusur konusunda uygulama bu yöndeyken, nafaka isteyen eşin ücretli olarak çalışması ve hatta diğer eşten daha fazla kazanması durumunda nasıl bir karar verileceği konusunda Yargıtay’ın kesin bir görüşü yoktur.

C- Aile İçi Şiddet Durumunda İstenebilecek Tedbir Nafakası

4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un ilk maddesinde, TMK.’da öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinden birinin veya mahkemece ayrılık kararı verilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarına rağmen fiilen ayrı yaşayan aile bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kalması durumunda alınacak tedbirler sıralanmaktadır. Şiddete maruz kalanın kendisinin veya Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde hâkim, bu tedbirleri resen alacaktır.

Alınacak tedbirin süresi altı ayı geçemez. Şiddet uygulayan kişi, aynı zamanda ailenin geçiminin tamamını ya da bir kısmını sağlıyor olabilir. Böyle bir durum için yasanın yine ilk maddesinde şu düzenlemeye yer verilmektedir: “Eğer şiddeti uygulayan eş veya diğer aile bireyi aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise hâkim bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini göz önünde bulundurarak daha önce Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.” Bu düzenlemeye göre verilecek tedbir nafakası, koruma süresi ile başlar ve sürenin bitimiyle birlikte sona erer.

Buradaki tedbir nafakası, Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un ilk maddesinde sayılan önlemlerden biri değildir. Zira şiddeti önlemek maksatlı önlemler, mağduru şiddet uygulayandan korumaya yöneliktir. Tedbir nafakası da bu önlemler arasında görülseydi, şiddet uygulayan, nafaka vererek şiddet uygular hale gelirdi. Bu nedenle mahkemenin kararına rağmen tedbir nafakasını ödemeyen şiddet uygulayana karşı başvurulacak yer, sulh ceza mahkemesi değil icra ceza mahkemesidir. Mağdur, şiddet uygulayanın, “Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir” diyen İcra İflas Kanunu’nun 344. maddesi gereğince cezalandırılmasını istemelidir.

II- YOKSULLUK NAFAKASI

TMK.’nın 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası, boşanma sonucu yoksulluğa düşecek olan eşin, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer eşin mali gücü oranında, süresiz olarak isteyebileceği nafakadır. Bu maddeden anlaşılacağı üzere, her boşanma davası sonunda yoksulluk nafakasına hükmedilmez, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için birtakım şartların oluşması gerekir.

Yoksulluk nafakası, boşanma davasından sonra açılacak ayrı bir dava ile talep edilecekse bu dava, nafaka talep edenin yerleşim yeri aile mahkemesinde açılır.

Yoksulluk nafakasına karar verilmesinin koşulları:

1- Nafaka isteminde bulunan eş, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmalıdır.

Yoksulluk nafakası isteminde bulunan eşin boşanmayla yoksulluğa düşeceği hâkim tarafından resen araştırılır. Nafaka isteyenin maaş alıyor olması, mutlaka onun yoksul olmadığı anlamına gelmez. Eşin maaşı gerekçe gösterilerek nafaka isteminin reddedilebilmesi için maaşın, eşi yoksulluktan kurtaracak nitelikte olması gerekir. Eşin yoksulluk durumu, karar anındaki sosyal ve ekonomik şartlara göre belirlenmelidir. Yargıtay, bu doğrultuda hareket ederek asgari ücret tutarında kazancı olan eş lehine yoksulluk nafakası verilebileceğine hükmetmektedir. Ne var ki aynı Yargıtay, emekli olup bir sosyal güvenlik kurumundan emekli maaşı alan ya da Soysa Sigortalar Kurumu’ndan veya Bağ-Kur’dan emekli olan eşin, yoksulluğa düşmeyeceğine karar vermektedir. (Yargıtay 2. HD. 2005/2316 K. ve 2005/6578 K.) Oysa bu hallerde de somut duruma göre hüküm verilmesi gerekirdi.

2- Nafaka isteminde bulunan eşin kusuru diğer eşten daha ağır olmamalıdır.

Eşin yoksulluk nafakası alabilmesi için, boşanmada kusurunun bulunmaması veya diğer eşe oranla daha az ya da diğer eşle aynı oranda kusurlu olması gerekir.

3- Nafaka miktarı, nafaka yükümlüsü olan eşin mali gücü ile orantılı olmalıdır.

Yoksulluk nafakası, lehine hükmedilen eşi yoksulluktan kurtarırken diğer eşi yoksulluğa düşürmemelidir.

4- Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi, lehine nafaka verilecek eşin istemine bağlıdır.

Boşanmayla yoksulluğa düşecek olan eş, karar verilinceye kadar, davanın her aşamasında yoksulluk nafakası isteminde bulunabilir. İstemle birlikte beklenen nafaka miktarı da açıkça belirtilmelidir. Yoksulluk nafakası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hüküm ifade eder.

5- Yoksulluk nafakası süresiz olarak istenebilir.

Daha öncede belirttiğimiz gibi, yoksulluk nafakası süresiz olarak istenebilir.

Uygulamada, davaların neredeyse tamamında, yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilmektedir. Hal böyle olunca yoksulluk nafakasına ilişkin adaletsiz bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bazı hukukçular, bu adaletsizliğin ilgili yasal düzenlemeden kaynaklandığını ileri sürerek, yoksulluk nafakasını sınırlandıran bir düzenleme yapılması gerektiği görüşündedir.

Kanaatimizce mevcut yasal düzenleme yeterlidir ancak ilgili yasa maddesi gerektiği gibi uygulanmamaktadır. Şöyle ki TMK m. 175/1’de, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” denilmektedir. Eşin, yoksulluk nafakasını süresiz olarak isteyebilecek olması, hâkimin mutlaka süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedeceği anlamına gelmez. Ne var ki uygulamadaki durum, “süresiz olarak nafaka isteyebilir” ibaresinin “süresiz olarak nafakaya hükmedilir” şeklinde algılandığını göstermektedir. Burada hâkimin, nafaka isteyen eşin yaşını, eğitim düzeyini, fiziksel ve ruhsal açıdan ilerleyen dönemde çalışmaya elverişli olup olmadığını, ekonomik ve sosyal durumunu ve tarafların evli kaldığı süreyi dikkate alarak gerekirse nafakayı belli bir zaman aralığıyla sınırlandırması, adaleti sağlamaya yetecektir. Örneğin, 60 yaşındaki vasıfsız ve sosyal güvenceden yoksun bir ev hanımı lehine süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilmesi yerindedir fakat aynı niteliklere sahip ancak 20 yaşındaki bir ev hanımı için mutlaka sınır belirlenmelidir.

Uygulamada hâkim, TMK. m. 176/3’teki hususların varlığı halinde nafakanın nasılsa kaldırılabileceğinden hareketle ve yargılamayı hızlandırmak adına mahkemenin araştırma yükümlülüğünden bir nebze kaçınarak, yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmetmektedir. Oysa sınırlandırmaya ilişkin bir yasal düzenleme yapılmasını savunanların da vurguladığı gibi, boşanılan eş, hiçbir zaman bir sosyal güvenlik kurumu gibi görülmemelidir.[1]

Tıpkı tedbir nafakası gibi yoksulluk nafakası da şartların değişmesi halinde arttırılabilir ya da azaltılabilir.

Yoksulluk nafakasının sona ermesi, nafakanın hangi şekilde verildiğine göre değişiklik gösterir. Yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine karar verilmişse ödemenin yapılmasıyla nafaka sona erer. İrat biçiminde ödenen yoksulluk nafakası ise TMK. m. 176/3’te sıralanan hallerde son bulur: “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.” Yoksulluk nafakası, nafakanın kaldırılması için dava açılsa da ödenmeye devam eder. Nafaka yükümlüsü, açtığı davayı kazanması halinde, dava boyunca ödediği nafakayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak geri isteyebilir.

III- İŞTİRAK NAFAKASI

Bir çocuğun güvenli bir ortamda yaşamını sürdürmesi ve mümkün olan en iyi şartlarda yetiştirilmesi hususunda anne-babanın ortak sorumluluğu vardır. Bu nedenle, bir şekilde çocuğun velayetinin eşlerden yalnızca biri üzerinde bırakılması, sözünü ettiğimiz sorumluluğun da yalnızca o eş üzerinde kaldığını ifade etmez. Diğer eş, ekonomik gücü oranında ve hâkimin belirlediği miktarda çocuğun ihtiyaçları için katkıda bulunmalıdır. Bu katkı, iştirak nafakası olarak adlandırılır. Burada “çocuk” ile kastedilen, ergin olmayan küçükler ya da kısıtlılığına karar verilen ergin çocuklardır.

Çocuğun bir gelirinin olması, o çocuk için iştirak nafakası verilmesini engellemez. Bu husus sadece, iştirak nafakasının miktarını etkiler.

Çocuğun velayeti elinden alınan eş, hiçbir gelire sahip değilse ondan iştirak nafakası vermesi beklenemez. Yine lehine yoksulluk nafakası verilmesine hükmedilen eşin de iştirak nafakası ödemesi söz konusu değildir.

İştirak nafakası, velayetle birlikte iştirak nafakasına da karar verilen hallerde kararın kesinleşmesinden itibaren; ayrı bir dava açılarak nafakanın talep edildiği hallerde ise dava tarihinden itibaren başlar. Ancak çocuk, velayete karar verildiği tarihte diğer eşin yanındaysa nafaka, çocuğun teslim edildiği tarihte başlar.

İştirak nafakasının ne zaman sona ereceği ise TMK. m. 328’de düzenlenmiştir: “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.

Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.”

TMK.’nın 330. maddesine göre: “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

Nafaka her ay peşin olarak ödenir.

Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”

İştirak nafakası da tedbir ve yoksulluk nafakalarında olduğu gibi, durumun değişmesi halinde arttırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir.

İştirak nafakası, ayrı bir dava ile talep edilecekse bu dava, nafaka talep edenin yerleşim yeri aile mahkemesinde açılır.

İştirak nafakasına hükmedilebilecek haller:

1- Evliliğin butlanına karar verilmesi halinde:

Butlanına karar verilen bir evlilik için, butlan kararından önce ve karardan sonraki 300 günde doğan çocuklar, evlilik içinde doğmuş sayılır. Butlan kararıyla birlikte çocuğun veya çocukların kimin velayetinde kalacağına ve diğer eşin ödeyeceği nafaka miktarına da karar verilir.

2- Ayrılık halinde: 

Boşanma davasında hâkim, boşanma yerine ayrılığa da hükmedebilir. Böyle bir durumda ya da ayrılık davası sonucunda ayrılığa karar verilmiş olması halinde, ayrılıkla birlikte ayrılık boyunca çocuğun veya çocukların kimin velayetinde kalacağına ve diğer eşin ödeyeceği nafaka miktarına da karar verilir.

3- Boşanma halinde:

Boşanma istemini yerinde görerek tarafların boşanmasına karar veren hâkim, aynı davada, boşanmadan sonra çocuğun veya çocukların kimin velayetinde kalacağına ve diğer eşin ödeyeceği nafaka miktarına da karar verir. Bu hususta karar verilmemiş olması ya da çocuğun boşanmadan sonra ve fakat iddet müddeti içinde dünyaya gelmesi durumunda, taraflardan birinin başvurusu üzerine hâkim velayet ve iştirak nafakası hakkında kararını verir. Boşanma davası sürerken iştirak nafakasının istenmemiş ya da iştirak nafakasından feragat etmiş olan eş, sonradan iştirak nafakası isteyebilir. Bu, anlaşmalı boşanma davaları için de geçerlidir.

4- Birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde:

Yukarıda, ‘Tedbir Nafakası’ başlığı altında sözünü ettiğimiz şartların oluşmasıyla hâkimin ayrı yaşayan eşi haklı görmesi halinde, birlikte yaşamaya ara verilmesi kararının yanında velayet ve iştirak nafakası hususları da düzenlenir.

5- Çocuğun evlilik dışında dünyaya gelmesi halinde:

Evlilik dışı dünyaya gelen çocuk ile annesi arasındaki soybağı doğumla kurulurken, baba ile soybağı, ya annenin nüfus müdürlüğüne bildirdiği babanın anneyle resmen evli olması veya sonradan evlenmesi, ya babanın çocuğu hukuken tanıması ya da hâkim kararıyla kurulur. Soybağına ilişkin bir davada (babalık davası) hâkim, çocuk ile soybağı kurulmasına hükmettiği takdirde, velayet ve iştirak nafakası hususlarında da karar vermelidir.

* Avukat (Kocaeli Barosu).

[1] Ahmet Cemal Ruhi, Yargıtay İçtihatlarıyla Nafaka Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ocak 2010.